Kırsal alanda keçi sürüsü ve sürüyü koruyan çoban köpeği

Eko Turizm Nedir? Türkiye’de Ekoturizm Nasıl Uygulanır?

Son yıllarda seyahat alışkanlıkları değişirken turizme bakışımız da değişiyor. Bir yeri yalnızca görmek, birkaç gün konaklamak ve ardından başka bir yere geçmek yerine; bulunduğumuz coğrafyayı tanımak, yerel yaşamla ilişki kurmak ve ziyaretimizin o bölge üzerinde nasıl bir iz bıraktığını düşünmek giderek daha fazla önem kazanıyor.

Eko turizm tam da bu noktada karşımıza çıkıyor.

Ancak kavramın giderek popülerleşmesi beraberinde bir anlam bulanıklığı da getiriyor. Doğanın içinde bulunan her tesis eko turizm tesisi midir? Birkaç taş ev, ahşap yapı ya da organik kahvaltı sunmak bir işletmeyi ekolojik hale getirir mi? Eko turizm yalnızca doğa yürüyüşleri, kamp veya kuş gözlemciliğinden mi ibarettir?

Aslında eko turizm, bir tatil türünden çok daha kapsamlı bir yaklaşımı ifade eder. Temelinde doğanın korunması kadar, yerel toplumun ekonomik ve kültürel olarak desteklenmesi ve turizmin bulunduğu coğrafyada uzun vadeli bir değer yaratması vardır.

Eko Turizm Nedir?

En yalın tanımıyla eko turizm; doğal alanları koruyarak ziyaret etmeyi, bulunduğu bölgenin kültürel değerlerine saygı göstermeyi ve yerel ekonomiye katkı sağlamayı esas alan sorumlu bir turizm anlayışıdır.

Bu nedenle eko turizmi yalnızca “doğada yapılan turizm” olarak tanımlamak eksik kalır.

Bir ormanda yürümek doğa turizmi olabilir. Bir dağ köyünde birkaç gün geçirmek kırsal turizm deneyimi sayılabilir. Ancak eko turizm söz konusu olduğunda ziyaretçinin, işletmenin ve bölgenin birbirleriyle kurduğu ilişkinin de sürdürülebilir olması beklenir.

Buradaki temel soru şudur: Bir turizm faaliyeti bulunduğu yere yalnızca ziyaretçi mi getiriyor, yoksa o coğrafyanın doğal, ekonomik ve kültürel devamlılığına da katkı sağlıyor mu?

Eko turizmin ayırt edici özelliği bu soruda saklıdır.

Eko Turizmin Temel İlkeleri Nelerdir?

Eko turizmin tek bir uygulama modeli yoktur. Bir dağ köyündeki küçük konaklama tesisiyle zeytinliklerin içinde geliştirilen kırsal yaşam projesi birbirinden oldukça farklı olabilir. Ancak başarılı eko turizm modellerinin ortak bazı ilkeleri vardır.

Doğal Kaynakları Korumak

Eko turizmin başlangıç noktası bulunduğu coğrafyaya uyum sağlamaktır.

Yapılaşmadan su kullanımına, enerji tüketiminden atık yönetimine kadar alınan kararların bölgenin doğal kapasitesi dikkate alınarak verilmesi gerekir.

Burada amaç doğayı turistik bir dekor olarak kullanmak değil, projenin doğanın sınırları içerisinde var olmasını sağlamaktır.

Bu yaklaşım özellikle kırsal alanlarda önemlidir. Çünkü plansız ve kontrolsüz büyüyen turizm faaliyetleri başlangıçta ekonomik hareketlilik yaratsa da zaman içerisinde su kaynakları, tarım alanları, doğal peyzaj ve yerel yaşam üzerinde baskı oluşturabilir.

Yerel Ekonomiyi Desteklemek

Eko turizmin en önemli özelliklerinden biri ekonomik değerin mümkün olduğunca bulunduğu bölgede kalmasını sağlamaktır.

Bir tesis kahvaltısında kullanılan peynirin yakın köydeki üreticiden alınması, zeytinyağının bölgedeki üreticilerden tedarik edilmesi veya yerel ustaların projeye dahil edilmesi küçük tercihler gibi görünebilir. Oysa bu tercihler bir araya geldiğinde turizmin yerel ekonomiye bıraktığı değeri önemli ölçüde değiştirir.

Köyden Başla’nın daha önce ele aldığı eko turizm tesisi yönetimi yaklaşımında da yerel ürünlerin ve üretimin tesis ekonomisinin bir parçasına dönüşmesi önemli bir gelir ve sürdürülebilirlik unsuru olarak değerlendiriliyor.

Bu nedenle eko turizm yalnızca ziyaretçinin doğayla ilişkisini değil, turizm ile yerel üretim arasındaki ilişkiyi de yeniden kurar.

Kültürel Mirası Yaşatmak

Bir coğrafyanın değeri yalnızca ormanları, denizi veya manzarasından oluşmaz.

Taş yapı geleneği, tarımsal üretim biçimleri, yemek kültürü, el sanatları, köy meydanları, yerel hikâyeler ve kuşaktan kuşağa aktarılan bilgiler de o bölgenin kimliğinin parçalarıdır.

Bu nedenle eko turizm projelerinde yeni olanı inşa ederken mevcut kültürel dokuyu silmek yerine onunla ilişki kurmak gerekir.

Kuzey Ege bunun güçlü örneklerini barındırır. Daha önce Balıkesir içeriklerimizde ele aldığımız zeytin kültürü, köy yaşamı ve geleneksel üretim biçimleri, doğal çevre ile kültürel mirasın birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini gösteriyor.

Eko Turizm ile Sürdürülebilir Turizm Aynı Şey mi?

Bu iki kavram birbirine yakın olsa da tamamen aynı değildir.

Sürdürülebilir turizm, turizm sektörünün çevresel, ekonomik ve toplumsal etkilerini uzun vadeli biçimde yönetmeyi amaçlayan daha geniş bir çerçevedir.

Eko turizm ise ağırlıklı olarak doğal ve kırsal alanlarda gelişen, doğanın korunmasını ve yerel toplumun fayda sağlamasını merkeze alan turizm biçimlerinden biridir.

Başka bir ifadeyle eko turizm, sürdürülebilir turizm anlayışının uygulanabileceği modellerden biridir.

Benzer biçimde kırsal turizm ve alternatif turizm de eko turizmle kesişebilir ancak her kırsal veya alternatif turizm faaliyeti kendiliğinden ekoturizm sayılmaz.

Belirleyici olan faaliyetin nerede yapıldığı kadar nasıl yapıldığıdır.

Türkiye’de Eko Turizm Nasıl Uygulanabilir?

Türkiye; kıyıları, ormanları, dağları, tarım alanları, köyleri ve farklı yerel kültürleriyle eko turizm açısından son derece zengin bir coğrafyaya sahip.

Ancak bu potansiyelin değerlendirilmesi yalnızca yeni konaklama tesisleri yapmak anlamına gelmemeli.

Gerçek bir eko turizm modeli, bulunduğu bölgenin doğal ve kültürel özelliklerinden hareketle geliştirilmelidir.

Örneğin zeytinciliğin güçlü olduğu bir bölgede zeytin hasadı, yerel üretim ve gastronomi deneyimin parçasına dönüşebilir. Geleneksel taş mimarinin bulunduğu köylerde yeni yapılar bölgenin mimari karakterini dikkate alabilir. Tarımsal üretimin devam ettiği yerlerde ziyaretçiler yalnızca tüketici olarak değil, üretim kültürünü tanıyan katılımcılar olarak sürece dahil olabilir.

Böylece turizm, bölgenin mevcut yaşamını ortadan kaldıran değil, onu ekonomik olarak destekleyen bir araç haline gelebilir.

Kuzey Ege Neden Eko Turizm İçin Önemli?

Kuzey Ege’nin en önemli özelliklerinden biri deniz, dağ, orman, tarım ve köy yaşamının birbirine oldukça yakın alanlarda varlığını sürdürebilmesidir.

Kaz Dağları’nın eteklerinden Assos çevresindeki köylere, zeytinliklerden küçük üretim alanlarına kadar uzanan bu coğrafyada yaşam hâlâ büyük ölçüde mevsimlerle ve üretim döngüsüyle ilişkilidir.

Bu özellik bölgeyi yalnızca turistik açıdan çekici hale getirmez; aynı zamanda eko turizm açısından önemli bir potansiyel yaratır.

Ancak tam da bu nedenle Kuzey Ege’de geliştirilecek projelerin ölçeği, mimarisi ve işletme modeli önemlidir.

Bir bölgenin popülerleşmesi her zaman o bölgenin geliştiği anlamına gelmez. Kontrolsüz yapılaşma, yoğun ziyaretçi baskısı veya yerel üretimin turistik tüketimin gerisinde kalması, bölgeyi değerli kılan özellikleri zaman içinde ortadan kaldırabilir.

Eko turizmin önerdiği yaklaşım bunun tersidir: coğrafyanın taşıyabileceği ölçekte gelişmek.

Eko Turizm Yalnızca Konaklama Demek Değildir

Yerel üreticiler tarafından üretilen geleneksel peynir çeşitleri

Eko turizm denildiğinde akla çoğu zaman küçük oteller veya doğa içindeki konaklama tesisleri geliyor. Oysa model bundan çok daha geniştir.

Yerel üretim atölyeleri, gastronomi deneyimleri, tarımsal faaliyetler, yürüyüş ve doğa gözlemi, kültürel etkinlikler, üretici pazarları ve eğitim programları aynı ekosistemin parçaları olabilir.

Daha önce eko turizm tesisi yönetimini ele aldığımız yazımızda da konaklamanın tek başına yeterli bir gelir modeli olmadığı; yerel ürün satışı, deneyim programları ve farklı faaliyetlerin ekonomik sürdürülebilirliği güçlendirdiği üzerinde durmuştuk.

Dolayısıyla iyi tasarlanmış bir eko turizm projesi yalnızca “nerede kalınacağını” değil, o yerde nasıl bir ilişki kurulacağını da düşünür.

Eko Turizm ve Köy Yaşamı Arasında Nasıl Bir İlişki Var?

Belki de eko turizmin en önemli potansiyellerinden biri burada ortaya çıkıyor.

Türkiye’nin pek çok köyünde nüfus azalırken geleneksel üretim biçimleri, yerel zanaatlar ve kuşaktan kuşağa aktarılan bilgiler de giderek daha kırılgan hale geliyor.

Doğru planlanan kırsal turizm ve eko turizm modelleri, köyleri yalnızca ziyaret edilen yerler olmaktan çıkarıp yeniden üretimin, istihdamın ve sosyal yaşamın parçası haline getirebilir.

Ancak bunun için köyün bir turizm dekoruna dönüşmemesi gerekir.

Köy yaşamını değerli kılan şey yalnızca taş evler veya güzel manzaralar değildir. Orada üretimin devam etmesi, komşuluk ilişkilerinin yaşaması, yerel ekonominin güçlenmesi ve yeni gelenlerle mevcut topluluk arasında dengeli bir ilişki kurulabilmesidir.

Eko turizmin uzun vadeli başarısı da büyük ölçüde bu dengeye bağlıdır.

Eko Turizm Projesi Geliştirirken Nereden Başlanmalı?

Bir eko turizm projesinin başlangıç noktası bina değildir.

Önce coğrafyayı anlamak gerekir.

Arazinin özellikleri, imar koşulları, bölgenin doğal kapasitesi, ulaşım olanakları, yerel üretim yapısı, çevredeki köyler, hedeflenen topluluk ve projenin nasıl işletileceği birlikte değerlendirilmelidir.

Bu noktada eko turizm kavramıyla eko turizm imarı arasındaki fark da önem kazanır.

Eko turizm bir turizm ve yaşam yaklaşımıdır; eko turizm imarı ise belirli alanlarda yapılabilecek uygulamaların planlama ve mevzuat boyutuyla ilgilidir. Bu nedenle bir yatırım veya proje kararı verirken kavramsal yaklaşımın yanında imar ve mevzuat koşullarının ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

Köyden Başla’da bu teknik konuyu ayrıntılı olarak ele aldığımız Eko Turizm İmarı sayfasından planlama ve mevzuat boyutuna ilişkin ayrıntılara ulaşabilirsiniz.

Köyden Başla Eko Turizme Nasıl Yaklaşıyor?

Köyden Başla açısından eko turizm, yalnızca doğa içinde konaklama imkânı yaratan bir turizm modeli değildir. Biz bu kavramı; kırsalda yaşamın, üretimin, yerel kültürün ve ekonomik sürdürülebilirliğin birlikte ele alındığı daha geniş bir sistem olarak değerlendiriyoruz.

Bu nedenle işe yalnızca bir yapı veya konaklama tesisi tasarlayarak başlamıyoruz. Önce arazinin ve bulunduğu coğrafyanın özelliklerini, imar koşullarını, doğal kapasiteyi, çevredeki köyleri, yerel üretim olanaklarını ve projenin uzun vadede nasıl yaşayacağını birlikte değerlendiriyoruz. Fizibiliteden projelendirmeye, ruhsat ve inşaat süreçlerinden işletmeye kadar birbirini tamamlayan adımları tek bir bütünün parçaları olarak görüyoruz.

Turizm Geliştirme Kooperatifi modeli de bu yaklaşımın önemli araçlarından biri. Amaç yalnızca bireysel kullanım alanları üretmek değil; ortak alanları, sosyal yaşamı, işletmeyi ve uzun vadeli sorumluluğu paylaşan bir yapı kurabilmek. Turizm geliştirme, tesis yönetimi, kiralama yönetimi ve sosyal yaşam alanları bu nedenle birbirinden bağımsız hizmetler değil, projenin sürdürülebilirliğini sağlayan aynı sistemin farklı parçalarıdır.

Narla Assos ve Orbis Assos gibi projelerimizde de Kuzey Ege’nin doğal ve kültürel karakterini projenin başlangıç noktası olarak ele alıyoruz. Mimariyi bulunduğu coğrafyadan koparmamak, ölçeği kontrol etmek, ortak yaşam alanlarını düşünmek ve projenin teslimden sonra nasıl işleyeceğini daha tasarım aşamasında hesaba katmak bu yaklaşımın temelini oluşturuyor.

Bizim için eko turizmin asıl değeri de burada ortaya çıkıyor: Bir coğrafyayı tüketmeden ondan ekonomik değer üretebilmek; yeni bir yaşam kurarken o yerde zaten var olan doğayı, üretimi ve kültürü ortadan kaldırmamak. Başka bir ifadeyle mesele yalnızca kırsalda yeni yapılar yapmak değil, kırsal yaşamın devam edebileceği bir model geliştirmek.

Turizmden Yaşam Modeline

Eko turizmi yalnızca yeni bir seyahat eğilimi olarak görmek kavramın taşıdığı potansiyeli küçültür.

Asıl mesele, turizmin bir bölgeyle kurduğu ilişkinin yeniden düşünülmesidir.

Doğal kaynakları tüketmeden kullanmak, yerel üretimi desteklemek, kültürel mirası korumak, yeni ekonomik olanaklar yaratmak ve bütün bunları uzun vadeli bir işletme modeli içerisinde sürdürebilmek...

Bu bakış açısı turizmin ötesinde, nasıl yaşamak istediğimize ilişkin bir soruya da dönüşüyor.

Köyden Başla olarak Kuzey Ege’de geliştirdiğimiz yaklaşımın temelinde de bu düşünce bulunuyor. Bir arazi üzerinde yalnızca yapı üretmek yerine; coğrafyasıyla ilişki kuran, yerel değerleri koruyan, birlikte yaşamı ve uzun vadeli işletmeyi hesaba katan modeller üzerinde çalışıyoruz.

Çünkü kırsalda yeni bir hayat kurmak yalnızca başka bir yere taşınmak değil; o yerle nasıl yaşayacağımıza karar vermektir.

Yeni bir hayata, eski değerlerle köyden başla.